Milli Savunma Üniversitesine 5 bin 268 öğrenci alınacak

Milli Savunma Üniversitesine 5 bin 268 öğrenci alınacak

Milli Savunma Bakanı Işık, Milli Savunma Üniversitesi 2017-2018 Eğitim ve Öğretim Yılı için toplamda 5 bin 268 öğrenci alınacağını açıkladı.

Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, bakanlıkta düzenlenen “Milli Savunma Üniversitesi 2017-2018 Eğitim ve Öğretim Yılı Askeri Öğrenci Alımı” tanıtım toplantısında konuştu.

TSK’da görev almak için Milli Savunma Üniversitesine (MSÜ) katılacak öğrencilerle ilgili bazı bilgileri paylaşmak istediğini belirten Işık, üniversitenin özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra bir daha TSK’nın içten ele geçirilmemesi için alınacak tedbirler kapsamında hayata geçirilen çok önemli bir uygulama olduğunu söyledi.

Işık, üniversitenin nasıl kurulduğunu, bünyesinde Kara, Hava ve Deniz Harp Okulu olmak üzere 3 harp okulunun, kara, deniz, hava ve bando olmak üzere 4 astsubay meslek yüksek okulu ile 10 enstitünün bulunduğunu anlattı.

Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarının eğitim öğretime başladığını anımsatan Işık, Kara Harp Okulunda 362, Deniz Harp Okulunda 180, Hava Harp Okulunda 178 öğrenci olmak üzere toplam 720 öğrencinin eğitim gördüğünü bildirdi.

Işık, bu sayıların kendileri açısından sembolik anlamda çok önemli olduğunu vurgulayarak, “15 Temmuz hain darbe girişimine ve çok köklü yapısal dönüşüme rağmen biz, okullarımızın mezun vermemesini özellikle kabullenmedik. Harp Okullarımızın mezun vermesi için büyük bir fedakarlık ve özveri ile çalışıldı. Bu yıl da en azından eğitim-öğretim faaliyetine devam etmiş oldu.” diye konuştu.

Ayrıca MSÜ Bağlısı Okul ve Enstitülerde 24 farklı ülkeden 559 Misafir Askeri Personelin (MAP) de askeri öğrenci olarak eğitim öğretim gördüğünü söyleyen Işık, bayan öğrencilerle ilgili de Kara Harp Okulunda 7, Hava Harp Okulunda 1 ve Hava Harp Okulunda 24 Türk öğrenci olmak üzere toplam 32 öğrencinin öğrenim gördüğünü bildirdi.

“Toplam 5 bin 268 öğrenci alınacak”

Işık, 2017-2018 eğitim dönemi için MSÜ’ye bağlı harp okulları ve astsubay meslek yüksekokullarına askeri öğrenci temin edileceğini açıkladı. Başvuruların 19 Nisan-25 Mayıs tarihleri arasında “www.msb.gov.tr” adresinden yapılacağını bildiren Işık, sınavların 19 Haziran-4 Ağustos tarihleri arasında Ankara’da yapılmasının planlandığını dile getirdi.

Milli Savunma Bakanı Işık, Hava Harp 2015, 2016 ve 2017 yıllarına liselerden mezun olan 21 yaşını geçmemiş, YGS ve LYS sınavlarına katılmış erkek ve kız öğrencilerin, Meslek Yüksek Okullarına 2015, 2016 ve 2017 yıllarına liselerden mezun olan 22 yaşını geçmemiş, YGS sınavına katılmış erkek öğrencilerin alınacağı bilgisini paylaştı.

Bu kapsamda Kara Harp Okulunun hazırlık sınıfına, askeri liselerin kapatılmasından sonra subayların özellikle yabancı dil konusunda bir zaaf oluşmaması için “hazırlık sınıfının” konulacağını belirten Işık, şöyle devam etti:

“Kara Harp Okuluna hazırlık sınıfına 1000, birinci sınıfa 1000 olmak üzere toplam 2 bin öğrenci alınacak, belirlenen ihtiyaç doğrultusunda bunun 32’si kız öğrenci olacak. Deniz Harp Okulu hazırlık sınıfına 319, birinci sınıfa 286 olmak üzere toplam 605 öğrenci alınacak, kız öğrenci kontenjanımız da 16 olacak. Hava Harp Okulu hazırlık sınıfına 250, birinci sınıfa 250 olmak üzere toplam 500 öğrenci alınacak, kız öğrenci kontenjanımız 10 olacak.

Kara Astsubay Meslek Yüksek Okuluna bin 8 öğrenci, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okuluna 511 öğrenci, Hava Astsubay Meslek Yüksek Okuluna ise 578 öğrenci alınacak. Bando Astsubay Meslek Yüksek Okuluna 66 öğrenci alınacak. Toplamda alacağımız öğrenci sayımız 2017-2018 eğitim öğretim yılı için 5 bin 268 olacak. Ayrıca şehit, malul gazi ve muharip gazi çocuklarına puanlamalarda yüzde 10 avantaja ilave olarak, yüzde 5 ilave kontenjan verilecektir.”

“Tüm gençlerimize çağrı yapmak istiyorum”

 Işık, şunları kaydetti:

“Buradan özellikle tüm gençlerimize askerliği seven, bu meslekte bulunmak isteyen ve bu şerefli ordunun bir mensubu olmak isteyen tüm gençlerimize çağrıda yapmak istiyorum. Gelin bu şerefli ordunun sizler de bir mensubu olmak için başvuru yapın, gelin tarihi gerçekten şanlı zaferlerle dolu ve dünyanın en güçlü ordularından biri olan Türk Silahlı Kuvvetlerinde subay ve astsubay olarak sizler de yerinizi alın. Türkiye’nin geleceğine güvenli olarak yürümesi için sizler de bu güçlü kadronun içinde yeriniz alın’ diyorum. Şanlı Türk ordusunun bir mensubu olmak isteyen tüm gençlerimiz bu fırsattan istifade etsinler.”

Işık, başvuruların 19 Nisan’da başladığını yineleyerek, “Şu ana kadar hepimizin göğsünü kabartan bir müracaat olduğunu ifade etmek isterim. Bugün sabah 08.00’e kadar tekil aday olarak 66 bin 868 gencimiz bu şerefli yuvanın, ocağın bir mensubu olması için başvuru yaptı. Aynı kişi, birden fazla bölüme de başvuru yaptığı için toplam başvuru sayımız da 310 bin 391’i geçti.” dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kara Harp Okulu’nu ziyaret etti

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kara Harp Okulu’nu ziyaret etti

Kara Harp Okulu’nu ziyaret eden Cumhurbaşkanı Gül, yeni ve işleyen küresel bir düzen arayışının hala devam ettiğini, Türkiye’nin de birçok tehdit ve fırsatla aynı anda yüzleştiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Gül, “Meşruiyetin temeli demokrasiden geçer; demokrasi dediğimiz aslında millî iradedir. Demokratik hukuk devleti ise çok partili sistem, adil ve serbest seçimler, kuvvetler ayrılığı prensibi çerçevesinde herkesin yetki ve sorumluluklarının belli olması ve bu düzen içerisinde denge sistemlerinin olup bunların bir ahenk içerisinde yönetilmesidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kara Harp Okulu’nu (KHO) ziyaret etti. Okula gelişinde Cumhurbaşkanı Gül’ü, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar törenle karşıladı. Karışlama töreninin ardından Cumhurbaşkanı Gül, Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel ve karşılamada hazır bulunanlarla okul binası girişinde hatıra fotoğrafı çektirdi.

Daha sonra Şeref Defteri’ni imzalayan Cumhurbaşkanı Gül, KHO Komutanı Tümg. Yılmaz Uyar’dan okul ile ilgili brifing aldı. Brifingin ardından Cumhurbaşkanı Gül’e meç ve şilt hediye edildi.

CUMHURBAŞKANI GÜL, KARA HARP OKULU MÜZESİ’Nİ ZİYARET ETTİ

Kara Harp Okulu Müzesi’ni ziyaret eden Cumhurbaşkanı Gül, Anafartalar Taburu dersliklerine geçerek sınıfta “Makro Ekonomi” dersine katıldı ve Harbiyelilerle sohbet etti.

Ziyareti sırasında Atatürk Amfisi’nde Harbiyelilere hitaben yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Gül, 180 yıllık köklü mazisiyle engin bir tarihî birikim ve tecrübeyi birleştiren Harbiye’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Okulun başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İstiklal Harbi’nin bütün komutanlarını yetiştiren, aynı zamanda geleceğin komutanlarını da yetiştirdiğini belirten Cumhurbaşkanı Gül, “Onun için siz Harbiyeliler, donanımlı birer askerî lider olarak yetiştirildiğinizin bilincinde olmalısınız. Bu güzide çatı altında sizlere hitap etmekten büyük memnuniyet duyuyor, hepinize ayrı ayrı sevgilerimi sunuyorum” dedi.

“GEÇMİŞİ SAĞLAM VE KÖKLÜ OLANLAR, GELECEK İÇİN KENDİLERİNE BÜYÜK MİSYONLAR ÇİZERLER”

Konuşması öncesinde Harp Okulu Müzesi’ni gezdiğini belirten Cumhurbaşkanı Gül, müzenin, okulun ihtişamlı geçmişini özetleyen bir yer olduğunu belirterek, “Geçmişi bu kadar sağlam ve köklü olan ve geçmişi ile övünebilenler muhakkak ki gelecekleri için de kendilerine çok büyük misyonlar çizerler ve çizmeye de hakları olur. Onun için hepinizin böyle bir okulun mensubu olmaktan dolayı gurur duyma hakkınız olduğunu Cumhurbaşkanınız olarak sizlere söylemek isterim” dedi.

“MİLLÎ GÜVENLİK POLİTİKALARI STRATEJİK GERÇEKLER DİKKATE ALINARAK YÜRÜTÜLÜR”

Harbiyelilere misyonlarında yararlı olacağına inandığı bazı tavsiyelerde bulunmak istediğini dile getiren Cumhurbaşkanı Gül şöyle konuştu: “Dış politika ve millî güvenlik politikaları başta olmak üzere her türlü siyaset, öncelikle stratejik gerçekler dikkate alınarak yürütülür. Stratejik gerçekler yerine temennileri esas alan, konjonktürü vizyonun önüne koyan bir siyaset daima başarısızlığa mahkûmdur. Bu nedenle, Türkiye’nin ulusal güvenliğini ve savunma stratejisini belirlerken küresel sistemi, bölgesel dinamikleri, yeni güvenlik konseptini ve Türkiye’nin uluslararası düzendeki konumunu iyi değerlendirmek gerekir.”

Küresel sistemde ve güç parametrelerinde köklü değişikliklerin yaşandığı bir tarihî süreçten geçtiğimizi belirten Cumhurbaşkanı Gül, günümüzde küresel güç dengelerine tesir eden devletlerin sayısının arttığını, aynı zamanda, devlet-dışı aktörler ve ulus-alt kimliklerine dayalı yeni oyuncuların da güç kazandığını belirterek, bu aktörlerin, ulus devletleri zayıflatacak şekilde güç ve nüfuza kavuştuğunu söyledi.

KÜRESEL SİSTEMİN DÖNÜŞÜMÜ VE YENİ DÜZENİN PARAMETRELERİ

Cumhurbaşkanı Gül, “Gerçek anlamda çok kutuplu bir uluslararası güç dengesi de artık yoktur. Ancak tamamen kutupsuz bir dünya düzeninden söz etmek de mümkün değildir. ABD de dâhil olmak üzere hiçbir güç küresel sistemi tek başına belirleyecek konumda değildir. İkinci Dünya Harbi’nden sonra ortaya çıkan Soğuk Savaş düzeninin iki kutuplu dünyası ABD ve SSCB, yarım asır bile olmadan çökmek zorunda kalmıştır. Dünyadaki ekonomik güç merkezi ise, Trans-Atlantik dünyadan Asya’ya doğru kaymaktadır. Küresel ekonomi, zaman zaman ciddi krizlerle boğuşmak zorunda kalsa da yine kendisini toparlamasını bilmektedir. Yüzyıllar önce dünyanın üretim merkezi Çin ve Hindistan tarafıydı; daha sonra Sanayi Devrimi’nin gelişmesiyle birlikte İngiltere, Avrupa’ya kaydı. Oradan büyük teknoloji ve bilimin önderliği ile ABD. Bugün hala bu şekilde dünya üretiminin, bilimin ve teknolojinin merkezi haline geldi. Ama ekonomik merkez, sanki Doğu’ya dönüşü tamamlayacak şekilde Hindistan, Çin tarafına doğru yeniden kaymaya başladı. Ekonomik merkezdeki değişimin kayması, neticede siyasi ağırlık merkezinin de onu takip etmesine yol açacaktır. Dolayısıyla adeta bir “recycling” dediğimiz bir olay yaşanmaktadır. Özetle ifade etmek gerekirse, tek çekim merkezi bulunmayan bir küresel siyasal sistem ve ağırlık merkezleri çeşitlenen ekonomik ve kültürel bir düzen ortaya çıkmıştır” dedi.

Stratejik kararlar verirken, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyadaki dinamiklerin de göz önünde bulundurmak zorunluluğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, parçası olduğumuz geniş coğrafyanın, çeşitli sorunlar kadar fırsatları da içinde barındırdığını ifade etti.

TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL FIRSAT VE TEHDİTLERLE YÜZLEŞMESİ

Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasında, “Bir yandan yıkıcı iç çatışmalar, donmuş ihtilaflar, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması gibi tehlikeler bölgemizin gerçeğidir. Yukarı Karabağ’dan Güney Osetya ve Abhazya’ya, PKK’dan El Kaide’ye, kitle imha silahlarının geçmişte kullanıldığı Irak’tan bu sene kullanıldığı Suriye’ye, İran’ın nükleer programından İsrail-Filistin ihtilafına kadar çeşitli sıkıntıları gözden geçirdiğimizde aslında Türkiye’nin çevresini ve bölgesini gözden geçiriyoruz demektir” dedi. Bütün bu olumsuzlukların yanında bölgemizin zengin tabii ve beşerî kaynaklarıyla eski medeniyetleri de içinde barındıran çok değerli bir bölge olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, “Bu nedenle, mevcut sorunların halline yönelik uygun diplomatik ve stratejik yanıtlar geliştirmek ve coğrafyamızın sunduğu potansiyeli kuvveden fiile geçirerek herkesin refah ve huzurunu gözeten şartları oluşturmak için çalışmak hepimizin boynunun borcudur” diye konuştu.

Bugün, bölgemizde en önemli güvenlik risklerinin Orta Doğu kaynaklı olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, aynı Orta Doğu’nun, zengin enerji kaynakları ve geniş demografik yapısıyla büyük fırsatları da bünyesinde barındırdığını belirtti.

ORTA DOĞU’DA VEKÂLET SAVAŞLARI

Cumhurbaşkanı Gül, bu bölgedeki toplumsal ve siyasal değişim sürecinin, jeopolitik çıkar algılarından da kaynaklanan bir krize girdiğini, aynı zamanda, bölgede devletler arası güç dengelerinde köklü değişiklikler yaşandığını aktararak, bölgesel nüfuz rekabetinin, ya fiili çatışmalara dönüştüğünü ya da bu çatışmaları körüklediğini bildirdi. Cumhurbaşkanı Gül, “Vekâlet Savaşı” ya da İngilizce olarak “Proxy Wars” denilen olayın bölgemizde artık alenileştiğini söyledi.

“ORTA DOĞU’DAKİ KİMLİK SİYASETİ, TÜRKİYE’Yİ OLUMSUZ ETKİLER”

Cumhurbaşkanı Gül, “Bir diğer önemli dinamik ise, Orta Doğu’da etnik, dinî ve mezhep temelli kimlik siyasetlerinin öne çıktığı bir dönemin başlamasıdır. Bu da ulus-devletleri yeni sorunlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bundan şüphesiz ki etkilenecek olan ülkelerden biri de biziz. Bu noktayı da dikkatli bir şekilde takip etmemiz gerekir. Bu nedenle, bölgeyi uzun yıllar boyunca etkisi altına alacak bir istikrarsızlık ve çatışma dönemine girdiğimizi görüyorum. Bu istikrarsızlık ve çatışma döneminin değişik şekillerde ortaya çıkarak uzun bir süre devam edeceğini; bölgede istikrar, güvenlik ve normalleşmenin sağlanmasının çok uzun yıllar alacağını da tahmin ediyorum” dedi.

“BÜYÜK RESMİN BİLİNCİNDE OLARAK BÖLGESEL ‘KAZAN-KAZAN’ FORMÜLLERİ GELİŞTİRMELİYİZ”

Meseleye Türkiye açısından bakıldığında, ülkemizin güney kuşağında uzun yıllar boyunca etkisini gösterecek ve millî güvenliğimize olumsuz etkilerini bertaraf etmek için uğraşacağımız önemli risk ve tehditlerin ortaya çıktığının görüldüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, “Yapmamız gereken, bu büyük resmin bilincinde olarak bölgesel ‘kazan-kazan’ formülleri geliştirmek ve bir taraftan da belirli bir periyot geçtikten sonra konumumuzu güçlendirici tedbirler almak olacaktır. Hiç şüphesiz, bu yöndeki çabalarımız stratejik bir boşlukta veya beyaz bir zeminde yürütülemez. Çok iyimser olmaya, naif olmaya hiç düşemeyiz ve böyle bir durumda olamayız. Zira, geleneksel ‘güvenlik’ anlayışında da köklü değişimlerin yaşandığı bir ortamda hareket ediyoruz. Bu kavramın kapsamı şüphesiz genişlemiştir. Toprakların, sınırların, kritik tesislerin ve altyapının korunmasını hedefleyen klasik ‘güvenlik anlayışı’, odağına insanı yerleştiren yeni bir zihniyete dönüşmüş vaziyettedir” dedi.

“BÖLGESEL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ, DEMOKRATİK HUKUK DEVLETLERİNİN İNŞASINDAN GEÇMEKTEDİR”

Artık konvansiyonel ordu ve silah sistemleri kadar organize suçlar, etnik ve mezhepsel çatışmalar, terörizm, radikalizm, deniz korsanlığı, tabii afetler, yoksulluk, salgın hastalıklar, yasadışı göç, siber saldırılar, iklim değişikliği ve enerji güvenliği gibi birçok konunun “güvenlik konsepti”nin altında değerlendirildiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Gül şunları söyledi: “Ayrıca güvenlik, tek bir ülkeyi ve sınırlarını ilgilendiren bir kavram olmaktan çıkmıştır. Geçen sene Eylül ayında BM Genel Kurulu’nda yaptığım konuşmada, ‘Çağımızda barış ve güvenliğe en büyük tehdit iç çatışmalardan gelmektedir ve gelecektir’ demiştim. Dolayısıyla, gerçek anlamda bölgesel ve küresel barış, her bir ülkede meşruiyet temelli düzenlerin teşkilinden geçmektedir. ‘Meşruiyet temeli nedir?’ diye sorduğunuzda, yani ‘Bir ülkenin meşru bir şekilde yönetimi nasıl olur?’ dediğinizde, bugünkü çağda ona verdiğimiz cevap demokrasidir. Meşruiyetin temeli bugün demokrasiden geçmektedir. Demokrasi dediğimiz aslında millî iradedir. Bunu biraz daha genişletecek olursak, demokratik hukuk devletlerinin kurulmasıdır, düzenlerin böyle olmasıdır ve demokratik hukuk devleti dediğimizde de, çok partili sistem; adil, serbest, düzgün seçimler; kuvvetler ayrılığı prensibi çerçevesinde herkesin yetki ve sorumluluklarının belli olması; bu düzen içerisinde ‘check-balance’ dediğimiz denge sistemlerinin olup bunların bir ahenk içerisinde yönetilmesidir. Bunun dışındaki rejimler eninde sonunda ya acı çekerek veyahut tecrübeli liderlerin inisiyatifinde demokrasiye geçeceklerdir. Arap Baharı’nda da yaşadığımız budur, daha önce başka ülkelerde yaşanan budur. Aslında Avrupa, İkinci Dünya Harbi’nde 50 milyon insanı öldürdükten sonra, bakmaya kıyamadığınız şehirleri yakıp yıktıktan sonra dersini almış, daha önceki otoriter faşizm, kominizim gibi rejimlerden vazgeçip, demokratik hukuk devletine geçmiştir. Bunun altını şunun için çizdim: İstikrar, güvenlik, bölgelerdeki iş birliğinin altında da bu vardır. Bu sadece bir ülke için geçerli değildir. Bulunduğunuz bölgede eğer böyle bir ortam varsa, o zaman tehlikeler yok olmaktadır. Bugün Avrupa’da sınırların kalkmasının sebebi budur. Eminim ki siyasi tarihinizde okuyorsunuz; İngiltere ile Fransa arasında ‘Yüzyıl Savaşları’ vardır. Fransa ile Almanya arasında milyonlarca insanın ölümüne sebep olan yıkımlar, savaşlar vardır. Neticede derslerini aldıkları için geldikleri noktada demokratik rejimleri kurmuşlar ve o sınırların kalktığı, gümrüklerin olmadığı bir düzene geçilmiştir.”

“MİLLÎ MENFAATLERİN KORUNMASI İÇİN ETKİN SİVİL-ASKER İŞ BİRLİĞİ GEREKİR”

Bu nedenle, modern güvenlik politikalarının dar anlamda sınırların korunmasını değil, sınırların ötesindeki millî menfaatlerin de muhafazasını ve olumsuz gelişmelere mahal vermeden tehditlerin yerinde bertaraf edilmesini hedeflediğini dile getiren Cumhurbaşkanı Gül, “Bunun entegre bir askerî doktrin ve etkin sivil-asker iş birliğini gerektiği aşikardır. Şüphesiz ki bölgemiz için, Avrupa için söylediklerim geçerli değildir. Onun için bizim çok daha farklı stratejilere, hiç değilse bölgede demokrasinin yaygınlaşmasına kadar farklı stratejileri izleme zorunluluğumuz vardır. Sorunların kaynağında tespiti ve sivil-askeri yeteneklerin uyumlu biçimde birleştirilmesi esastır. Barışı inşa, koruma ve destekleme misyonlarının temel mülahazası budur. Tüm bu dinamikler karşısında Türkiye’nin uluslararası ve bölgesel konumunu tanımlamak ve bu tanıma uygun bir vizyon geliştirmek durumundayız” diye konuştu.

“KÖKLÜ BİR DEVLET GELENEĞİNE VE MEDENİYET MİRASINA EV SAHİPLİĞİ YAPIYORUZ”

Köklü bir devlet geleneğine ve medeniyet mirasına ev sahipliği yapan Türkiye’nin, geleceğini de büyük ufuklarda aramasının tabii hakkı olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, “Diğer tüm güçlü devletler gibi, bunu yaparken, sahip olduğumuz tüm güç unsurlarından uygun bir bileşimle istifade etmek kararlılığında olmalıyız. Bu açıdan öncelikli hususun, Türkiye’nin güç parametrelerinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin güç parametreleri dediğimizde önce itibarlı, güçlü ve halkının müreffeh olabilmesi için demokratik hukuk standartlarının yüksek olması gerekir. Aslında bu bize Atatürk’ün ‘muasır medeniyetlerin üstünde’ diye işaret ettiği noktadır. İkinci olarak, güçlü bir ekonomisinin olması gerekir. Üçüncüsü de güçlü bir ordusunun, silahlı kuvvetlerinin olması gerekir. Eğer birinciyi demokratik ve hukuk standartlarının yüksekliği ve ekonomiyi yumuşak güç olarak tarif edersek geniş anlamda, buna askerî gücü de eklediğimizde işte o zaman bir ülke hem güçlü olur, hem itibarlı olur, hem de halkı mutlu olduğu gibi etrafına ışık saçan bir ülke haline de gelir. Örnek alınacak bir ülke haline de gelebilir. Bütün bu tanımlamalardaki esas hedef, ülkemizi içinde bulunduğumuz geniş coğrafyada, stratejik, tarihi ve kültürel derinliğe sahip bir merkez ülke yapmak, örnek alınacak bir ülke yapmak. Aslında itibar buradan gelir. Bir ülkeye dışarıdan baktığınızda örnek alınacak başarıları varsa, o zaman itibarlıdır. Bütün bu tanımlamalardaki esas hedef, ülkemizi içinde bulunduğumuz geniş coğrafyada stratejik tarihi ve kültürel derinliğine sahip bir merkez ülke yapmak, örnek alınacak bir ülke yapmaktır. Aslında itibarın kaynağı da budur. Bir ülkeye dışarıdan baktığınızda, örnek alınacak başarıları varsa, o zaman itibarlıdır. Yoksa “ben güçlüyüm”, “ben itibarlıyım”, “ben büyüğüm” demekle uluslararası alanda itibar kazanılmaz. Sizin başarılarınızı siz değil, başkaları övünerek anlatacaklar ve sizi örnek alacaklar. Türkiye’nin, bölgesinde böyle bir ülke olma hakkı vardır, sorumluluğu vardır” dedi.

“BÖLGEDE GEÇMİŞİ TÜRKİYE KADAR KÖKLÜ OLAN BAŞKA ÜLKE YOK”

Konuşmasında, “Bu bölgede geçmişi bu kadar köklü olan başka ülke yoktur. Hiçbir ülkenin Harp Okulu yoktur ki, övünebileceği böyle bir müzesi olsun. O bakımdan Türkiye’nin böyle bir sorumluluğu vardır. Aynı zamanda küresel düzende etkin bir aktör konumuna da yükselmemiz gerekir. Etkin olabilmemiz için de önce kendi özgüveniniz olacak, kendi özgüveninizin olması için de demin dediğim, demokratik hukuk standartlarınız, ekonominiz ve güçlü bir ordunuz olacak” diyen Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye için bir bölgesel rolden söz edilecekse, bu rolün her şeyden önce bölgesel ihtilafların üzerinde bir konumla, barış ve istikrarı tesise çalışan belirleyici güç olması gerektiğini belirtti.

TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL ROLÜ

Konuşmasında Türkiye’nin bölgesel rolü üzerine de konuşan Cumhurbaşkanı Gül, “Türkiye için bölgesel bir rolden söz edeceksek, bu rol her şeyden önce bölgesel ihtilafların üzerinde bir konumla, barış ve istikrarı tesise çalışan belirleyici bir güç olmaktır. Bir ülkenin güçlü olması, başka bir ülkeye saldırmak, başka bir ülkeye bir şey empoze etmek için değildir. Türkiye’nin biraz önce söylediğim anlamda güçlü olması ve Türkiye’nin örnek alınabilmesi açısından, bölgesindeki itilafların, problemlerin barışçı bir şekilde çözümüne yardımcı olmak önemlidir. Zira, bir bölgede problemler çözüldüğünde güvenlik ve istikrar olacak; güvenlik ve istikrarın olduğu yerde ise ekonomik işbirliği gerçekleşecek, ekonomik iş birliğinin olduğu yerde ise insanlar mutlu olacaktır.

İçinde yaşadığımız bölgenin zenginliklerini şöyle bir düşündüğünüzde, biraz önce söyledim, dünya petrol ve gaz rezervlerinin çok büyük bir kısmı bu bölgededir. Dünya bu bölgeye bağımlıdır, ama bölge kendi kaynaklarını, kendi zenginliklerini, kendi insanının mutluluğu için harcayamıyor. Bu bölgede, halen sefalet, acı ve yoksulluk var. Zenginlik olmasına rağmen, işte bu zenginliğin; bu bölgedeki halkların; Türklerdir, Araplardır, İranlılardır, diğerleridir; bölgedeki herkesin lehine ve mutluluğuna kullanılabilmesi için ihtilafların çözümü, güvenliğin sağlanması ve istikrarın sağlanması gerekmektedir. İşte Türkiye burada önemli bir rol oynayabilecek bir ülkedir ve bu rolü oynamamız çok önemlidir” dedi.

“TÜRKİYE’NİN MİLLÎ MENFAATLERİNİN KORUNMASI ÖNCELİĞİMİZDİR”

“Çok önem verdiğim bir diğer husus, Türkiye’nin millî menfaatlerinin korunmasıdır. Bu bağlamda, politikalarımızı geliştirirken, uluslararası ve bölgesel güç denklemini dikkate alan realist bir yaklaşım sergilenmesi elzemdir. Nihayet dış politikada reel politik dediğimiz şey çok önemlidir, bunu göz ardı edemezsiniz. Bunu göz ardı ettiğiniz anda demin söylediğim problemler çıkmaya başlar. Ana hatlarıyla bahsettiğim yeni stratejik iklim ve bölgemizde farklılaşan tehdit algılamaları ışığında, önce içeride istikrarın ve güçlü bir ekonominin sağlanması, sonra aktif bir diplomasi, realist bir savunma stratejisi ve bunun temelini oluşturacak caydırıcı askeri güç, Türkiye için bir tercih değil, zorunluluktur” diyen Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin, bu rolü oynamak için gerekli birikime sahip olduğunu, çünkü ülkemizin, asırlara dayanan köklü bir devlet geleneğine, stratejik zihniyete ve kültürel birikime sahip bulunduğunu aktardı.

“ÜLKEMİZ NATO’NUN EN BÜYÜK İKİNCİ ORDUSUNA SAHİPTİR”

Cumhurbaşkanı Gül, bölgemizdeki sorunlar yumağına bakıldığında, küresel ve bölgesel düzen ile istikrarın temini açısından Türkiye’nin caydırıcı bir askeri güç olarak mevcudiyetini sürdürmesinin zaruri olduğunu kaydederek, “Atalarımızın veciz bir şekilde ifade ettiği üzere, ‘Hazır ol cenge, istiyorsan sulh-u salah’ ilkesi bugün de geçerliliğini korumaktadır” dedi. Ülkemizin NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Gül şöyle konuştu: “Yüksek disiplin anlayışı, modern sevk ve idare kabiliyeti, her geçen gün gelişen teknolojik imkânlarla mücehhez muharebe imkânlarına sahip olması, ordumuzu bölgemizdeki en önemli savunma ve caydırma unsuru haline getirmektedir. Caydırıcı bir askerî güç, ülkemizin bekası için vazgeçilmezdir. Ancak, askerî gücün, stratejik hedeflere ulaşılmasında tek başına yeterli olmadığı aşikârdır.”

“TÜRKİYE’NİN ‘YUMUŞAK GÜÇ’ UNSURLARINI KULLANMASI ZORUNLULUKTUR”

Cumhurbaşkanı Gül, ülkemizin millî güvenliği ve menfaatlerine yönelik stratejik planlamalarda, ekonomik, sosyal, kültürel ve değerler boyutunda kalpleri ve zihinleri kazandıracak “yumuşak güç” unsurlarına yer verilmesinin zorunluluğuna da işaret ederek, “Bunu en iyi Afganistan’da yapıyoruz. Afganistan’da Afgan halkının gönlünü ve kalbini kazanacak çalışmalara askerî çalışmalar kadar önem veriyoruz. Onun için gurur duyduğumuz askerlerimiz, ay yıldızlı amblemlerle Afgan sokaklarında rahatlıkla gezebilmekteler. Başkaları daha güçlü silahlara sahip olsalar bile ancak zırhlı araçların içinde gezebilmekteler. Bu Türk askerinin başkasına verdiği değerden ve insanları insan gibi görüp kalbini, gönlünü kazanma çalışmalarından kaynaklanmaktadır. Türkiye, içinde bulunduğu zorlu coğrafyada demokrasi, hukukun üstünlüğü, özgürlükler ve insan hakları alanında gerçekleştirdiği atılımlarla çok önemli bir yumuşak güçtür. Bunu, güçlü ekonomik performansı ve tarihî ve kültürel birikimiyle daha da etkin kılma imkânına sahiptir. Tüm bunlar, ülkemizin güçlü ve caydırıcı niteliğini çarpan etkisiyle çoğaltan tamamlayıcı güç unsurlarıdır” dedi.

“TÜRKİYE İÇİN TEMEL HEDEF ‘ERDEMLİ BİR GÜÇ’ OLMAKTIR”

2012’de Harp Akademileri Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye için temel hedefin, güvenliğin sadece askerî ve siyasi boyutuna değil, adalet ve beşeri değerler boyutlarına da önem veren “erdemli güç” olarak ele alınması gerektiğine dikkat çektiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, “Kendisi kadar başkalarının huzur, emniyet, mutluluk ve haysiyetini de gözeten; çatışma ve dayatmayı değil, uzlaşma ve iş birliğini esas alan bu güç tanımı, kanaatimce, kapsamı genişleyen yeni güvenlik konseptini de en iyi şekilde yansıtmaktadır. Stratejik planlamalarımızı, güvenliği yaymayı ve yaygınlaştırmayı öngören bu yaklaşım temelinde sürdürdüğümüz takdirde, ülkemizin her alanda tahkim ettiği milli güç unsurlarını, kendisi ve insanlığın yararına en optimum şekilde kullanmış olacağına inanıyorum” dedi.

“HİÇBİR ŞEY GELECEĞİN LİDERLERİNİ YETİŞTİRMEKTEN DAHA ÖNEMLİ DEĞİLDİR”

Çerçevesini çizdiği Türkiye vizyonunun hayata geçirilmesinde Harbiyelilere de büyük sorumluluklar düşeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül onlara şöyle seslendi: “Bu itibarla, askerlik ve subaylığın yanı sıra, bütün temel disiplinleri en iyi şekilde öğrenmelisiniz. Çağımızda, hiçbir şey geleceğin liderlerini yetiştirmekten daha önemli değildir. Sizlerle buluşmadan önce komutanlarınız okulun müfredatı ile sizlerin nasıl eğitildiğinizle ilgili bilgiler verdiler, bazı sınıfları gezdim. Memnuniyetle gördüm ki farklı disiplinlere açıksınız, disiplinler arası geçişlere müsait olan bir eğitim sistemi içerisindesiniz. Bunu şunun için söylüyorum: Sizler yeri geldiğinde stratejik kararlar alacaksınız. Bu kararları alırken sizler sadece dar, size derslerde verilen bilgilerle hareket etmemelisiniz. Önce kendinizi geleceğin liderleri olarak, güçlü bir şekilde yetiştirmelisiniz. Size en iyi imkânlar bu okulda en iyi şekilde sunuluyor. Bilgiyi adeta sömürürcesine almalısınız. Esas tavsiyem burada başlayacak size. Bunlara ilave olarak, çok boyutlu, çok çeşitli okuyun. Tarihi muhakkak en iyi şekilde bilin, sadece kendi tarihimizi değil, dünya tarihini en iyi şekilde bilin, felsefe, sosyoloji, din, bunları muhakkak bilin. Bunlar sizin ufkunuzu ve kişiliğinizi çok geliştirecektir. Dünyaya bakışınızı çok farklı hale getirecektir. Unutmayın ki biz dünyada Türkiye’den ve Türklerden ibaret değiliz, çok kültürler var, gelmiş geçmiş çok farklı medeniyetler, anlayışlar var. Sizin önemli görevler yaptığınız dönemde dünya çok daha bütünleşmiş olacak ve sınırlar çok daha anlamsız hale gelecek. İşte o zaman siz sadece bizlerle, kendi evimizdeki insanlarla karşı karşıya olmayacaksınız, dünyanın her tarafından Amerika’dan Afrika’ya kadar, doğudan, batıya kadar insanlarla karşı karşıya olacaksınız. Kuvvetli şahsiyet olarak, bir Türk subayı olarak, her şeyi bilen, öz güveni sağlam, bilgisi mükemmel insanlar olabilmeniz için kendinizi şimdiden iyi yetiştirmeniz lazım. Bu yıllar, dağarcığınıza ne koyarsanız, onu koyarsınız. Kendime baktığımda en temel bilgi birikimimin üniversite hatta lise yıllarına ait olduğunu görüyorum. Ondan sonraki hayat sizi o kadar çok meşgul edecek ki, belki bu çağda okumanız gereken kitabı, romanı okuyamayacaksınız ileride. Yirmi yaşında okunacak kitabı elli yaşında okumaya kalkarsanız ayıp olur doğrusu. Onun için kendinizi yetiştirirken çok donanımlı olmaya, hazır olmaya önem vermeniz gerekir. Günü geldiğinde her an cephede olabilecek gibi hazır olmanız gerekir” dedi.

“SAN ZU’NUN KİTABI SADECE ASKERLERİN DEĞİL, DEVLET ADAMLARININ DA BAŞUCUNDA OLMALI”

Cumhurbaşkanı Gül, sadece askerlerin değil, siyasetçilerin de, devlet adamlarının hatta büyük şirketlerin yöneticilerinin de başucunda bulunması gereken kitabın, San Zu’nun kitabı olduğunu belirterek, kitaptaki, “Askerlerinizi evlatlarınız gibi görürseniz, en karanlık vadilerde dahi sizi takip ettiklerine şahit olacaksınız. Onlara kendi kardeşleriniz gibi davranırsanız, sizinle ölüme bile seve seve gittiklerini göreceksiniz” sözlerini aktararak şöyle söyledi: Sizler mezun olduktan sonra, astlarınıza komutanlık edeceksiniz. Astlarınıza komutanlık ederken, maiyetinizdeki personelinize komutanlık ederken, bu düsturu unutmayın. Türk milleti askerini nasıl görür, bu malum, bununla ilgili size misaller anlatacak değilim, tereciye tere satacak değilim. Bu üniforma içinde ne kadar gurur duysanız azdır. Annelerin çocuklarını eskiden beşikte “paşa oğlum” diye sallaması boşa değildir, daha birçok örnek var. Dolayısıyla, milletimizin askerini, ordusunu, silahlı kuvvetlerini nasıl göz bebeği gibi görmesi, onu nasıl el üstünde tuttuğu gerçekse; aynı şekilde sizlere emanet edilenler -bu er olur, subay olur, astsubay olur- maiyetinizde kim olursa olsun, onlara da bu şefkat ve bu sahiplik duygusuyla sahip çıkmanız, muhakkak ki sizin başarınıza en büyük katkıyı sağlayacaktır. Unutmayın ki, tek başına başarılı olamazsınız. Eğer çevrenizin potansiyelini, kendi potansiyelinize ekleyecek bir davranış, bir liderlik gösterirseniz, işte o zaman, o sinerjiyi yakalar, o büyük organizasyonu gerçekleştirirsiniz ve o zaman gerçek lider olursunuz ve gerçek başarılara koşarsınız. Siviller için geçerli olan bu kurallar, askerler için misliyle geçerlidir. “

“İÇİNİZDEN BÜYÜK KOMUTANLAR ÇIKACAK”

Kara Harp Okulu’ndan çok büyük komutan ve devlet adamlarının yetiştiğini yineleyen Cumhurbaşkanı Gül, “İnanıyorum ki sizin aranızdan da günü geldiğinde aynı şekilde çok büyük liderler, komutanlar çıkacak ve bunlarla gurur duyuyoruz. Sizleri yetiştiren hocalarınıza, komutanlarınıza hepsine teşekkür ediyorum, başta Genelkurmay Başkanımız olmak üzere, Kara Kuvvetleri Komutanı ve bütün komutanlara hepsine teşekkür ediyorum. Hepinize başarılar diliyorum. Yolunuz açık olsun” dedi.

KARA HARP OKULU YERLEŞKESİNDE İNCELEMER

Konuşmasının ardından Kara Harp Okulu Yerleşkesinde incelemelerde bulunarak faaliyetler ve tesisler hakkında bilgi alan Cumhurbaşkanı Gül, Kara Harp Okulu Dekanlığı Savunma Bilimleri Enstitüsü’nü ve yabancı dil sınıflarını gezdi. Cumhurbaşkanı Gül, Arapça dil sınıfında öğrencilere “Doğrusu Hariciye de bile bu kadar çok Arapça bilen yoktu. Bölgeye hâkimiyet ve anlama açısından çok önemli. Diplomalarını verirken mezunların bildikleri dilleri yazarken arada Arapça, Farsça, Rusça, Yunanca, Rumcayı görünce insan takdir ediyor” dedi. Cumhurbaşkanı Gül, daha sonra tabur yemekhanesine geçerek öğle yemeğini Harbiyeliler ile birlikte yedi.

http://www.tccb.gov.tr/haberler/170/88190/bolgesel-ve-kuresel-baris-her-bir-ulkede-mesruiyet-temelli-duzenlerin-teskilinden-gecmektedir.html

Kara Harp Okulu’ndan 621 harbiyeli teğmen olarak mezun oldu

Kara Harp Okulu’ndan 621 harbiyeli teğmen olarak mezun oldu

Kara Harp Okulu’ndan mezun olan 164. dönem teğmenler törenle diplomalarını aldı.

Kara Harp Okulu Orgeneral Cemal Tural Stadyumu’ndaki törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile kuvvet komutanları, bazı ülkelerin Ankara büyükelçileri, askeri ateşeler ve diğer davetliler katıldı.

Kara Harp Okulu’ndan mezun olan 17’si kadın, 23’ü kardeş ve dost ülkelerden olmak üzere toplam 621 Harbiyeli, stadyuma, ”Harbiye Marşı”nı söyleyerek girdi.