YGS İle Alan Öğretmenliklerin Puan Türü LYS’ye Dönüştürüldü

YGS İle Alan Öğretmenliklerin Puan Türü LYS’ye Dönüştürüldü

YÖK’ün yeni düzenlemesine göre,

bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenliği programı YGS-1 puan türünden MF-1 puan türüne,

beden eğitimi ve spor öğretmenliği programı, YGS-6’dan TM-2’ye,

kimya öğretmenliği programı, YGS-2’den MF-3’e,

okul öncesi öğretmenliği programı, YGS-5’ten TS-1’e,

özel eğitim öğretmenliği programı da YGS-4’ten TS-1 puan türüne dönüştürüldü.

Prof. Dr. Selahattin TURAN: “Türkiye’de öğretmenlik mesleği ile ilgili bütün tartışmalar bir retorikten ibarettir.”

Prof. Dr. Selahattin TURAN: “Türkiye’de öğretmenlik mesleği ile ilgili bütün tartışmalar bir retorikten ibarettir.”

EGK, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Eğitim Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Selahattin TURAN ile eğitim gündemine dair söyleşi yaptı.

Türkiye neden nitelikli öğretmen yetiştiremiyor?

Türkiye’de nitelikli öğretmen yetiştirilmediğine dair hiçbir ulusal bilimsel çalışma ve ulusal rapor yok. Öğretmenlik mesleğine yatkın kişilik örüntüsüne sahip, çocuk ve ülke sevgisini içselleştirmiş kişileri; seçme, yetiştirme, atama ve sürekli meslekî gelişimini esas alan mekanizmalar ve yapılar yok. Yapı olmadan öğretmenlik niteliği ve davranışları tartışılamaz. Şahsımın demeç ve konuşmaları da dâhil Türkiye’de öğretmenlik mesleği ile ilgili bütün tartışmalar bir retorikten ibarettir. Aksine Türkiye’de eğitim fakültelerine kayıt yaptıran öğrenciler dünyanın en nitelikli ve kapasiteli bireyleridir. Özge bir ifadeyle, öğretmen yetiştirme derin bir meseledir: Bir toplumun var olma mefkûresi, ülküsü,  eğitimin amaç ve istikameti öğretmen yetiştirmenin niteliğini belirler. Esasa inmedikçe öğretmen yetiştirme tartışmaları yüzeysel kalır.

 

Eğitim Fakültelerinin kurgusu, kadrosu, program içerikleri, nitelikli öğretmen yetiştirmede yeterli mi?

 

Türkiye öğretmen yetiştirme konusunda tecrübeli bir ülkedir. Bu deneyimlerimize dayalı özgün ve milli bir model geliştirebiliriz. Batı toplumlarının öğretmen yetiştirme modellerini, aktararak, uyarlayarak yeni modeller üretemeyiz. Öğretmenlik deneyimlerine sahip üstün insanî ve akademik niteliklere sahip akademisyen bulmak ve eğitim fakültelerinde istihdam etmek oldukça zor. Diğer yandan eğitim fakültelerinde üretilen pedagojik ve bilimsel bilgi -özellikle eğitim bilimleri ve öğretmen yetiştirme alanında- diğer toplumlardan geri değildir. Bununa birlikte teori ve uygulama arasında bir kopukluk söz konusudur. Bu sorunda öğretmeni istihdam eden kurumların, kişilerin talepleri ile aşılabilir. Şimdilik böyle bir talep yok.

 

Eğitim Fakültelerinin kapatılıp, bütün branşlara açık lisans + 2 yıllık formasyon yüksek lisansı ile öğretmen yetiştirilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Türkiye’de hâlihazırda her fakülte mezunu, açık öğretim dâhil, öğretmen atanmış veya atanmaya devam etmektedir. Türkiye’nin ulusal öğretmen yetiştirme stratejisi olmadığı için böyle bir kaygı ve talep bulunmamaktadır. O bakımdan bu ve benzeri sorunları tartışmak gereksizdir. Öğretmen yetiştirme ve mesleği stratejik bir konudur. Öğretmenlik mesleği bir istihdam, iş bulma, memurluk mesleğine düşürülmüştür. Türkiye’nin öğretmen ihtiyaçları uzun erimli belirlenmeli ve toplumla paylaşılmalıdır. Türkiye’de bugün öğretmen yetiştirmede esas lisans eğitimi alınmalı, fakülte dışı mezunlar ilgi ve kabiliyetleri doğrultusunda özellikle alan öğretmenlerinin lisansüstü eğitimle yetiştirilmeleri bir çözüm olarak görülebilir. Öğretmen yeterlilik alanları; eğitim bilimleri/alan bilgisi/entelektüel-genel kültür yetkinliği ve yeterliliği üzerine inşa edilebilir.

 

Türkiye’de temel eğitim (okul öncesi-ilkokul-ortaokul) ve ortaöğretimde (lise) en temel sorunları başlıklar halinde nelerdir?

 

Okullarımızda çalışma, otorite ve iş disiplini bozulmuştur. Disiplin sıkı düzen, otorite demektir. Her şeyin laçkalaştığı, kimsenin kimseyi takmadığı bir mekân ve ailede terbiye olmaz. Aileler bütün sorumluluğu okullara yükleme eğilimindedir. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Toplumsal kesimler, çocuğun eğitiminde, üzerine düşen görevi daha hassasiyetle yerine getirmek zorundadır. Okullar akademik önceliği ikinci sıraya ‘iyi ödev insanı’ yetiştirmeyi birinci sıraya alacak bir stratejiyi veya politikayı benimsemek zorundadırlar. Bu anlayış ülkemizin geleceği açısından hayatî bir önem taşımaktadır.

 

Liseye geçişte ve üniversiteye geçişte bir model öneriniz var mıdır?

Her öğrencinin istediği, sevdiği bölümde okumasına imkânı verecek bir model üzerinde çalışılmalıdır. Türkiye olarak, test sisteminden uzaklaşmamız gerekiyor. Her çocuğun özgün ve biricikliğini koruyacak bir özgün ve millî model için kafa yormamız gerekiyor. Merkezi sınavlar, çocuklarımızın farklı düşünme, özgünlük ve kendileri olmalarını öldürmektedir. Okullarımızı ve eğitim sistemimizi rekabetten ve yarışmacılıktan, sınavlara hazırlıktan kurtarmalı; öğrenme ve yaşam odaklı bir okul tasarımı için çalışmalıyız. Hiçbir çocuğun elenmediği, sıralanmadığı bir model için çalışmalıyız. Okullar, çocuklarımızın iradesini piyasanın emrine değil, her bir çocuğu ruhunun ufkuna yürütecek içerik ve eylemi esas almalıdır.

 

 

Türkiye’de 90 Eğitim Fakültesi / 89 PDR Bölümü Bulunuyor

Türkiye’de 90 Eğitim Fakültesi / 89 PDR Bölümü Bulunuyor

Türkiye’deki üniversitelerde 72’si devlet, 18’i vakıf 90 Eğitim Fakültesi var.

Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü sayısı ise 70’i devlet, 19’u vakıf toplam 89.

TR ED TÜR ED TR PDR TÜR PDR ÜNİVERSİTE TÜRÜ
1 1 1 1 ABANT İZZET BAYSAL DEVLET
2 2 2 2 ADIYAMAN DEVLET
3 3 3 3 ADNAN MENDERES DEVLET
4 4 4 4 AFYON KOCATEPE DEVLET
5 5 5 5 AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN DEVLET
6 6 6 6 AHİ EVRAN DEVLET
7 7 7 7 AKDENİZ DEVLET
8 8 8 8 AKSARAY DEVLET
9 9 9 9 AMASYA DEVLET
10 10 10 10 ANADOLU DEVLET
11 11 11 11 ANKARA DEVLET
12 12 12 12 ARTVİN ÇORUH DEVLET
13 13 13 13 ATATÜRK DEVLET
14 14 14 14 BALIKESİR DEVLET
15 15 15 15 BARTIN DEVLET
16 16 16 16 BAYBURT DEVLET
17 17 17 17 BOĞAZİÇİ DEVLET
18 18 18 18 BOZOK DEVLET
19 19 19 19 BÜLENT ECEVİT DEVLET
20 20 20 20 CELAL BAYAR DEVLET
21 21 21 21 CUMHURİYET DEVLET
22 22 22 22 ÇANAKKALE ONSEKİZ MART DEVLET
23 23 23 23 ÇUKUROVA DEVLET
24 24 24 24 DİCLE DEVLET
25 25 25 25 DOKUZ EYLÜL DEVLET
26 26 26 26 DUMLUPINAR DEVLET
27 27 27 27 DÜZCE DEVLET
28 28 28 28 EGE DEVLET
29 29 29 29 ERCİYES DEVLET
30 30 30 30 ERZİNCAN DEVLET
31 31 31 31 ESKİŞEHİR OSMANGAZİ DEVLET
32 32 32 32 FIRAT DEVLET
33 33 33 33 GAZİ DEVLET
34 34 34 34 GAZİANTEP DEVLET
35 35 35 35 GAZİOSMAN PAŞA DEVLET
36 36 36 36 GİRESUN DEVLET
37 37 37 37 HACETTEPE DEVLET
38 38 38 38 HAKKARI DEVLET
39 39 39 39 HARRAN DEVLET
40 40 40 40 İNÖNÜ DEVLET
41 41 41 41 İSTANBUL DEVLET
42 42 42 42 KAFKAS DEVLET
43 43 43 43 KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM DEVLET
44 44 44 44 KARADENİZ TEKNİK DEVLET
45 45 45 45 KASTAMONU DEVLET
46 46 46 46 KIRIKKALE DEVLET
47 47 47 47 KİLİS 7 ARALIK DEVLET
48 48 48 48 KOCAELİ DEVLET
49 49 49 49 KONYA NECMETTİN ERBAKAN DEVLET
50 50 50 50 MARMARA DEVLET
51 51 51 51 MEHMET AKİF ERSOY DEVLET
52 52 52 52 MERSİN DEVLET
53 53 53 53 MUĞLA DEVLET
54 54 54 54 MUSTAFA KEMAL DEVLET
55 55 55 55 MUŞ ALPARSLAN DEVLET
56 56 NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ DEVLET
57 57 56 56 NİĞDE DEVLET
58 58 57 57 ONDOKUZ MAYIS DEVLET
59 59 58 58 ORDU DEVLET
60 60 ORTA DOĞU TEKNİK DEVLET
61 61 59 59 PAMUKKALE DEVLET
62 62 60 60 RECEP TAYYİP ERDOĞAN DEVLET
63 63 61 61 SAKARYA DEVLET
64 64 62 62 SELÇUK DEVLET
65 65 63 63 SİİRT DEVLET
66 66 64 64 SİNOP DEVLET
67 67 65 65 SÜLEYMAN DEMİREL DEVLET
68 68 66 66 TRAKYA DEVLET
69 69 67 67 ULUDAĞ DEVLET
70 70 68 68 UŞAK DEVLET
71 71 69 69 YILDIZ TEKNİK DEVLET
72 72 70 70 YÜZÜNCÜ YIL DEVLET
73 1 71 1 DOĞU AKDENİZ KKTC
74 2 72 2 GİRNE AMERİKAN KKTC
75 3 73 3 LEFKE AVRUPA KKTC
76 4 74 4 ULUSLARARASI KIBRIS KKTC
77 5 75 5 YAKIN DOĞU KKTC
76 1 ATILIM VAKIF
78 1 77 2 BAHÇEŞEHİR VAKIF
79 2 78 3 BAŞKENT VAKIF
80 3 79 4 BİRUNİ VAKIF
81 4 80 5 CANİK BAŞARI VAKIF
82 5 81 6 FATİH VAKIF
82 7 HALİÇ VAKIF
83 6 83 8 HASAN KALYONCU VAKIF
84 7 İHSAN DOĞRAMACI BİLKENT VAKIF
85 8 84 9 İSTANBUL AYDIN VAKIF
86 9 85 10 İSTANBUL KÜLTÜR VAKIF
87 10 86 11 İSTANBUL SABAHATTİN ZAİM VAKIF
88 11 87 12 MALTEPE VAKIF
89 12 88 13 MEF VAKIF
90 13 89 14 MEVLANA VAKIF
91 14 90 15 OKAN VAKIF
92 15 91 16 TED VAKIF
93 16 92 17 UFUK VAKIF
94 17 93 18 YEDİTEPE VAKIF
95 18 94 19 ZİRVE VAKIF

TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu EGK-Eğitim Gelecek Kariyer İçin Yazdı: “Türk Eğitim Sisteminin Sorunları ve Çözüm Önerileri”

Selçuk Pehlivanoğlu

TED Genel Başkanı

TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı

 

Türk Eğitim Sisteminin Sorunları ve Çözüm Önerileri

 

Türk Eğitim Sisteminin en önemli sorunu büyük fotoğrafı görememesidir. Eğitime bir bütün olarak bakmak zorundayız. Yapılan her türlü düzenlemeler, parçalar halinde yapılmakta, bütünsel bir yaklaşım gösterilememektedir. Sistemin herhangi bir parçasında yapılan bir değişikliğin eğitim sisteminin diğer parçalarını nasıl etkileyeceği hesap edilememektedir. Örnek olarak, okul öncesi eğitimde yapılan bir değişikliğin ilkokulu, ortaokulu hatta yükseköğretime etkisinin ne olacağı tasarlanmalı ve etki analizleri yapılmalıdır. Türk Eğitim sistemi yazdıkları ile yaptıkları aynı olan bir sistem özelliğini göstermemektedir. Gerek Milli Eğitim Temel Kanunu’nda gerekse ilgili yönetmeliklerde, Eğitim Sisteminin uygulanması ile ilgili düzenlemeler olmasına rağmen, birçok madde yazılanlarda kalmakta pratikte uygulamaya geçirilememektedir. Bununla ilgili örneği kanun ve yönetmeliklerde çokça yer alan, öğrencilerin yönlendirilmesine ilişkin maddelerde görebiliriz. Kanun ve yönetmeliklerin birçok maddesinde çocukların ilgi, istidat ve kabiliyetleri doğrultusunda yöneltmeleri yapılır denmesine rağmen, bu bir türlü gerçekleştirilememekte ve sonrasında üniversite sınavına yüzbinlerce hâlihazırda kayıtlı öğrenci başvurmaktadır.

 

Bir diğer önemli sorunumuz kanıta dayalı ve girdi temelli iş yapmama alışkanlığımızdır. Eğitim sistemimizin hafıza ve deneyimleri yeteri kadar değerlendirilememektedir. Her yeni dönemde sıfırdan başlayarak yeni işler yapma alışkanlığımız bulunmaktadır. Aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı’nda sürecin ve kalitenin çıktısını sorgulama geleneği mevcut değildir. Bir anda binlerce okula bilgisayar laboratuvarı kurabilir, yüzbinlerce bilgisayar dağıtabiliriz. Ancak bu yaptıklarımızı yine bir anda ortadan kaldırabiliriz. Türkiye’de otuz bin bilgisayar laboratuvarı kurulan ve sonradan kaldırılan okullar bunun en somut örneğidir.

 

Türk Eğitim sistemi öncelikle temel ve acil sorunlarını çözmelidir. Okulların yakıt, temizlik, fotokopi vb. sorunlarını çözmeden ilkokul başlama yaşını beş yaşa çekmek, serbest kıyafet uygulaması ya da milyarlarca dolar maliyeti olan tablet dağıtımı mevcut durumları ağırlaştırabilecek etkiler yaratabilir.

 

Mevcut sınav sistemi ve bir üst öğretim kurumuna sadece sınavla devam etme mecburiyeti, bahsetmiş olduğunuz analitik düşünebilme, öğrendiğini yaşama aktarabilme becerilerinin gelişmesini engellemektedir. Bunlar sınav sisteminin ürettiği rahatsızlıklardır. Çünkü çoktan seçmeli ve sıralamaya dayalı olan sınavlarda, çocuklardan istenen, sadece basmakalıp ve ezberci bilgidir. Aynı zamanda, sınavın uygulama tipinde de çok ciddi sorunlar vardır. Sadece çoktan seçmeli bir modele dayanan bir sistem, çocukların üst düzey düşünme becerilerine sahip olmasını engelleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu gün İngiltere, Amerika ve dünyanın birçok kalabalık öğrenci potansiyeline sahip ülkeler, sınavlarında açık uçlu soruları kullanabilirken, bizim çok fazla öğrencimiz olduğu gerekçesiyle çoktan seçmeli modeli benimseme zorunluluğumuz olduğu ifade edilmesi, ezberden öteye bir şey değildir. Çoktan seçmeli sınavlar, eğitim sistemimizi önüne katan ve ne bulduysa sürükleyen bir doğal afet gibidir. Yapılan sınavlar bir ölçme sınavı değil, tamamıyla sıralama ve eleme sınavı niteliğindedir. Eğitim sistemimiz içerisinde en önemli unsur sınav olduğu zaman, eğitim kurumlarının kimyası bozulmakta, okullar eğitim faaliyet ve stratejilerini bu sınava göre belirlemektedir. Sonunda eleştirel düşünme becerilerini geliştiremediğimiz, yaratıcı ve analitik düşünemeyen mezunlar üretmemiz, yaptığımız yanlışların doğal sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

 

 

Öğretmen, hala tüm dünyadaki eğitim sistemlerinin en önemli parçasıdır. Türkiye’nin tarihsel süreç içerisinde öğretmen yetiştirilmesine dair çok güçlü bir geçmişi vardır. Yapılacak her türlü çalışmada, bu hafızaya mutlaka başvurmak gerekir. Öğretmen yetiştirilmesi ve mevcut öğretmenlerin eğitimi birinci önceliğimiz olmalıdır. Elbette, bir mesleğin profesyonel anlamda başarılı olabilmesinin en önemli aşaması alan bilgisidir. Bir işle ilgili temel felsefenin ne olması gerektiğine karar vermeden uygulama basamağına geçmemek gerekir. Türkiye’nin öncelikle karar vermesi gereken nokta okullarında nasıl öğretmenler olacağıdır. Eğer buna karar verirse bunun nasıl yapılacağının da çözümlerini bulacaktır. Yapısal düzenlemelerden önce ne yapacağımıza karar vermemiz gerekir. Öğretmen adaylarının muhakkak eğitim fakültelerinden mezun olması gerekli olmayabilir. Mezuniyetin nereden olduğundan ziyade kaç aday arasından hangi yeterlikte öğretmen seçtiğimiz önemlidir.

 

Okullar sürekli kendilerini yenileyip geliştirmeli, belirledikleri standartların üzerine çıkmak için çaba harcamalıdır. Bunları yapmaya çalışırken okulun eğitim lideri olan okul müdürlerinin yönetim becerileri çok önemli bir unsurdur. Ancak ülkemizde okul müdürleri, okulun fiziksel ve donanımsal sorunları ile çok fazla ilgilenmek zorunda kalmakta, olması gereken eğitim liderliğini gerçekleştirmekte zorlanmaktadır. MEB tarafından, öncelikle okulların yönetim süreç haritaları çıkartılmalı ve eğitim yöneticilerine, bu çerçevede ciddi eğitimler verilmelidir. Okul müdürlüğü, şu an işbaşında ve usta-çırak ilişkisi ile öğrenilen bir konumdadır. Okul yöneticiliğinin bir meslek haline getirilmesi gerekmektedir. Okul Müdürlerinin hizmet cetvelinde mesleği öğretmenlik görevi ise okul müdürü yazar. Milyonlarca öğrencimizin emanet edildiği okullarımızın yönetiminin, yeniden profesyonel bir yönetişim anlayışıyla dizayn edilmesi önceliklerimizden olmalıdır. Yönetmelik maddeleri üzerinden eğitim yöneticisi anlayışımızı oluşturamayız. Öncelikle felsefemiz, dayandığımız kavramsal çerçeve ve düşündüğümüz model üzerinde karar vermeliyiz.

 

Çok fazla lise tür ve çeşitliliğimiz bulunmakta. Her şeyden önce liselerin Anadolu Liseleri ve Bilim Liseleri altında yeniden tasarlanması gerekmektedir. Burada önemli olan nokta lise çeşitliliği yerine lise içerisinde program çeşitliliği esas alınmasıdır.

 

Her öğrencinin bireysel ilerlemesi, akademik gelişimi ve kariyer planlaması birbirinden farklıdır. Bu sebeple, her öğrenci 4 yıllık lise eğitimi almak zorunda bırakılmamalıdır. Özellikle, yükseköğretime devam etmeyi düşünmeyen öğrencilerin kısa süre içerisinde eğitimlerini tamamlayarak, iş hayatının içerisinde olma eğilimleri dikkate alınmalıdır. 3 yıl ve 4 yıllık lise diploması alınabilecek programlar oluşturulmalıdır. Liseler arasında kalite farklılıklarının ortadan kaldırılması için MEB tarafından bir kalite güvencesi çalışması yapılmalıdır. Devlet kendi eliyle elit okullar oluşturamaz. Her okulun aynı nitelikte olması en azından bu farkların minimum düzeye indirilmesi gerekmektedir. Merkezi sınav, sadece bilim liselerine girişte uygulanmalıdır. Bilim liselerinde de ülkenin en üst grupta eğitim görecek yani bir ülkenin kaymak tabakası dediğimiz çocukların bu sınava girebilmeleri için yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Yani başından, bu liselerin sınavına girmek için okulda yakalanması gereken koşullar oluşturulmalıdır.

 

Mesleki yönlendirme başta olmak üzere eğitim kademeleri boyunca çocuklarımızın ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirmeleri yapılamamaktadır. Şu anda gerçekleşen zorunlu bir yönlendirmedir. Çocukların bir kısmı, istemedikleri halde meslek liselerinde okumak zorunda bırakılmaktadır. Hâlbuki mesleki liseleri bir tercihtir. Anadolu Liselerine giremeyen çocuklar başka devam edebilecekleri bir üst öğretim kurumu olmadığından, meslek liselerine yerleşmektedir. Meslek liseleri, isteyenlerin gitmesi gereken okullar haline dönüştürülmelidir. Bu gün ülkemizin birçok bölgesinde, talebi çok fazla olan meslek liseleri bulunmaktadır. Eğer, meslek liseleri ile ilgili yeni yasal düzenlemeler yaparak sektör bağlantıları, staj koşulları ile birlikte, meslek okullarının imaj ve niteliklerini artırabilirsek çocukların gönül rahatlığı ile meslek liselerini tercih edebileceklerini düşünüyoruz. Ancak doğal bir sınırlılık var ortada. Mezun ettiğimiz gençler mezun olduklarında iş bulamıyorsa veya asgari ücretle çalıştırılıyorsa sorunu okullarda veya müfredatta aramak yanlış olur. Bir ülkede istihdam kapasitesi zayıfsa mesleki eğitim zayıf olur. Almanya’da güçlü, çünkü dünya çapında yüzlerce markaları ve inanılmaz büyüklükte sanayileri var. Okulların müfredatını değiştirerek mesleki eğitimin değişeceğine inanmak güçtür. Yıllardır Mesleki Yeterlik Kurumu görev alanı içinde kalan konularda ciddi atımlar atamadı. Akreditasyon, istihdam ve ücretlendirme ilişkisi kurulmadan meslek okullarının sayısını arttırmak gereksizdir. Aksine azaltmakta yarar vardır.

 

Türkiye, liseden üniversiteye geçişte sadece sınav yöntemini kullanan dünyadaki çok az ülkeden biridir. Üstelik yapılan sınav bir ölçme sınavı değil, yalnızca bir sıralama sınavıdır. Biz buna “Elma Sepeti Metaforu” diyoruz. Yani çocuğun sepetinde sadece bir elma var. Ancak gerek eğitim yaşantıları, gerekse insanın doğası gereği çocuklar eğitim hayatlarında birçok şey biriktirmektedir. Üniversiteye girişte, işte bu biriktirdiklerinin tamamının kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Yani not ortalamaları, öğretmenlerin yıllar itibariyle birikimli kararları, ilgi ve yetenekleri, özel başarıları bunlardan bazılarıdır. İlköğretimden itibaren çok ciddi kariyer planlama ofisleri kurulmalıdır. Çocuklar 10.sınıftan itibaren üniversitede devam etmeyi düşündükleri ait ders grupları ve programlarla lisede karşılaşmalıdır. İlgi ve yönelimleri ile birlikte diğer araçlarında üniversiteye yerleşme ortalamalarına katılması eğitim sistemini güçlü kılacak ve çocuklarımızı sınav sistemi baskısından kurtaracaktır. Tüm bu katkılar sayesinde sepetteki elmaların sayısı çoğalacak, okullar ve öğretmenler güçlü hale gelecek ve çocuklar tek bir sınavla üniversiteye yerleşme baskısından kurtulacaktır. Güçlü bir eğitim sisteminde olması gereken, tanıma, yönlendirme, yerleştirme ve izleme basamakları olmalıdır. Ancak, ülkemizde üniversiteye yerleştirmelerinin tek bir sınavla yapılması, tanıma ve yönlendirme çalışmalarını ortadan kaldırmakta doğrudan yerleştirme mekanizması devreye girmektedir.

 

Gerek vakıf üniversiteleri olsun, gerekse devlet üniversiteleri bu ülkeye hizmet eden çok değerli kuruluşlardır. Ülke genelinde eğitimin ve çocuğun doğasına uygun bir sistem ortaya konulabilirse, bundan tüm devlet ve vakıf üniversiteleri birlikte yararlanacaktır.

 

 

Yabancı dil öğretimi konusu, ülkemizin en önemli ve acil çözüm üretmesi gereken konuların başında gelmektedir. Einstein’ın bir sözü var ”Aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar bekleyemezsiniz ”Türkiye yabancı dil eğitiminde çok uzun yıllardır aynı şeyi yapıyor ve çıkan sonuçlara hayret ediyor. Türkiye’de tüm eğitim kademelerinde haftada yaklaşık 1.500.000 saat İngilizce dersi gösteriliyor. İngilizce öğretmeni sayısı ise 52.000.Türkiye, sadece İngilizce öğretmenlerine yılda 1 milyar dolar civarında ücret ödüyor. Yani bu sorun hem ekonomik olarak, hem de zaman olarak çok büyük yeri işgal etmekte. Türkiye, küresel dünya içerisinde, insanlarına yabancı dili mutlaka öğretmek zorundadır. Bu, bir ülke ödevi haline gelmelidir. Öncelikle, oturup neden bu işi yapamadığımızı konuşmamız gerekir. Yanlışlığın nerede olduğunu bulmak, ne yapacağımız konusunda bize yol gösterecektir. İngilizce eğitiminde notlandırma sistemi kalkmalı, dil öğrenimi bir hobi haline dönüştürülmelidir.

 

Biz bütün çocuklarımızı sadece bir yöne baktırmaya çalışıyoruz; Sınavlara.

 

Çocuklarımıza bakarken de onların sadece bir yönünü görmek istiyoruz o da; Sınav başarıları.

 

Eğitimle ilgili tüm döngümüz bu şekilde olunca, çocuklarımızda geliştirilmesi gereken alanları göremiyoruz, hatta fark etmiyoruz bile. Türkiye’nin evrensel dünya vatandaşları yetiştirebilmesi için öncelikle, çocuklarını bu sınav baskısından kurtarması gerekmektedir.

ÖĞRETMEN YETİŞTİRME KONUSUNDA YENİLİKÇİ BİR MODEL OLARAK ORTAYA ÇIKAN VE TÜRKİYE’DE İLK KEZ HAYATA GEÇİRİLEN “OKULDA ÜNİVERSİTE” KAVRAMI SAHADAKİ İLK UYGULAMASIYLA TANITILACAK

ÖĞRETMEN YETİŞTİRME KONUSUNDA YENİLİKÇİ BİR MODEL OLARAK ORTAYA ÇIKAN VE TÜRKİYE’DE İLK KEZ HAYATA GEÇİRİLEN
“OKULDA ÜNİVERSİTE” KAVRAMI SAHADAKİ İLK UYGULAMASIYLA TANITILACAK

Türkiye’de ilk kez uygulanan “Okulda Üniversite” eğitim modeli ilk uygulamasıyla görücüye çıkıyor. Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi tarafından hayata geçirilen modelde öğretmen adayları eğitimlerinin ilk iki yılını üniversite kampüsünde, kalan iki yılı ise ilk, orta ve lise öğrencileriyle birlikte okullarda geçiriyor. Öğretmen eğitiminde yeni bir dönem başlatacak olan proje ile öğretmen adaylarının eğitimleri ileride çalışacakları iş yerleri olan okullarda tamamlanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürü Sayın Ömer Balıbey ve Yükseköğretim Kurulu Üyesi Sayın Mehmet Şişman’ın katılımıyla, Türkiye’de ilk kez hayata geçirilen “Okulda Üniversite” projesinin uygulama süreci detaylarının paylaşılacağı ve uygulamaların yerinde gösterileceği BJK Koleji’ndeki tanıtım toplantısına katılımınızdan mutluluk duyacağız.

Tarih: 22 Mart 2013, Cuma
Saat: 10:00
Yer: BJK Koleji, Çilekli Cad. No:60 3. Levent – İSTANBUL